28 Kasım 2020 Cumartesi

 İçimdekilerle sokaklarda 19-Bugün dut ağacıma uğruyorum.Kesildi.Ben gelip geçerken uğrar,dertleşirdim.O da dutlarını ikram ederdi.Kocamandı,yerine ne olduğu belirsiz bir bina dikildi.Kolay kolay kesilecek bir canlı değildi.Dal budak salmıştı,dostu çoktu.Gitmeyecek sanmıştım.İnsanlar giderdi ama onlar..Gidiyorum demişti,ne zaman görüşürüz belli değil.Bana da gel demişti ama oğlumuzu nereye bırakacaktık.Onun için kolaydı.Annesi bakardı.Keyif için bırakılan bir çocuk vardı yakınlarda.Kocaman çocuğun altına bez bağlarlardı herkesin içinde altını açıp.O debelenip durur kimse aldırmazdı.Sonra bir gün bu çocuğun annesi Almanya'dan gelecekti.O da karşılamaya çıkmıştı.O kadar heyecanlıydı ki annenin geldiği taksi çarptı ve öldü.Almandı annesi.Bizimkilerin kazançlı görüp evlendikleri sonra da boşverdikleri çocuklardan biriydi.Son gün sarılamadan gitti eşim.Babası vardı yanımızda.Bir daha da görüşemedik.O yurt dışında gençlik heveslerini gerçekleştirdi durdu.Kendimi bu hale nasıl getirdim deyip en çok kendime kızmakla geçti yıllarım.Neyse artık değil dut ağacının, herkesin gideceğini iyi biliyorum.Güven duygum bitti.Ne acıdır ki kimseye güvenmemenin yarar getirdiği günlerdeyiz.Şimdi de yanlış ülkede doğduğumu düşünüyorum.

22 Kasım 2020 Pazar

 İçimdekilerle sokaklarda18-Bugün çok eski arkadaşlarla toplantıya katılmaya karar verdim.İlk kez.Herkes büyümüş,yaş almış,değişmiş.Ne konuşacağımı şaşırdım,kendim gibi konuştum,anladım ki aramızda konuşacak bir şeycikler yok.Dönüşte iki arkadaşla daha oturacağız bir yerde .Bir şeyler yedik.Biri bu kez ben ödeyeyim hesabı dedi.Yok ,benim ilkem herkes kendi hesabını kendi ödesin dedim,güldüler.Ama samimi değil eklemesi yaparak.Bakın dedim asıl hesabı birinin ödemesi samimi değil.Hesabı birinin üzerine yıkmak nasıl samimiyet olur ki.Aslında haklısın deyip bana uydular.Gelirken sokak kedilerime laf attım .Her seferinde yanıt alırım,hepsinden.Bazıları hemen enseyi okşatmak için gelirler.Kediler insanı tanır,insan olanı.Bazılarına yaklaşmazlar bile.Evime vardım,cevize de bir selam elbette.Penceremden gördüğüm gökyüzü azalıyor.Bir inşaat sürüyor ve yakında gökyüzüm azalacak.Neyse ki açık alanlar kapanmadı henüz.Kırmızı oda'yı izliyorum televizyonda.Terapi,herkesin ihtiyacı olan bir durum.Ama saati 400 liradan başlıyor.Yani bu da parası olana.İnsan olanın ruhu zedelenir ama insan olanın.


20 Kasım 2020 Cuma

 İçimdekilerle sokaklarda 17-Kapıyı açar açmaz,portakal ağacının kokusu yayılıyor.Portakalları pek sevilmiyor,çekirdekleri fazlaymış.Ben seviyorum onu,her gün bir iki düşüyor,sabahleyin onları görünce hediye geldiğini düşünüyorum.Yola çıktım yine.Yollarda betonların arasından can havliyle çıkan otların fotoğraflarını çekiyorum.Direnişçiler diyorum onlara.Buldukları ufacık topraktan isyan ediyorlar,betona.Çiçek açanları genellikle sarı.Nedeni var mı acaba?Sarı,hüzün rengi gibi gelir bana.Birazdan bir selam verenle duruyorum.Arkadaşım,ay gelmedin hiç diyor.Bir gün dan diye girişeceğim söze.Ben ona çok gittim ama onun gelmek aklına gelmedi.Neyse ev gezmelerini de sevmiyorum zaten.Her halde,eşinden yakınmaları birikti.İstemiyorum artık dinlemek.Bir gün ne söyleyeceksen,eşine söyle deyip bırakacağım.Yüzüne canım cicim,bana dert yanıp duruyor.Neyse ki bu yaşın,yaş almanın güzelliği var.Ağzına geleni çekinmeden söylüyorsun artık,biriktirmeden.Yürürken aklıma bir şiir düşüyor.Şiir aniden akıyor genellikle içime.Ama telefon bölüyor,bir daha zor hatırlarım hemen yazmalıydım.Bir akraba.Bir süredir,sürekli arıyor,oysa aramazdı.Ben gezmek istiyorum diyor,seninle gezeriz kafa dağıtırız.Bak seni arıyorum bunun için.İstanbul'u iyi bildiğimi düşünüyor,onu gezdireceğim.Uzun süredir aramayan bu akrabanın niyetini anlıyorum hemen.Olur tabi olur,benim debir çok sorunum var dertleşiriz seninle diyorum,alacağım cevabı bilerek.Bir anda;ay ben o zaman gideyim deyiveriyor.Gülmeye başlıyorum,kendini açık edecek cümleyi kaçırıverdi ağzından.Ondan sonra aramayı kesiyor,beklediğim de buydu.

14 Kasım 2020 Cumartesi

 İçimdekilerle sokaklarda 16-Bugün meydana uğruyorum.Çınar ağaçları orada,belediyenin yapraklarını yok edip nefessiz bıraktığı, üzerlerinde kurulan kuş yuvalarını hiçe saydığı doğanın vefalı ağaçları.Üzerlerinde öyküler biriktirdiklerine inanırım,uzun yaşamlarından dolayı,insan izin verirse ..Meydanda İstanbul'un tüm meydanlarında olduğu gibi yem bekleyen kuşlar var.Yem satıcılarından aldıkları yemleri kuşlara atanlara bakıyorum,bir kısmı yemi attıktan sonra çocuklarını kışkırtıyor,onlar da kuşlara doğru koşup tam yem yiyecekleri zaman dağıtıyorlar hepsini.Acısı da bunu yaptıktan sonra gülüyorlar.Dikkat kesiliyorum ailelere.Hiç biri çocuğunu engellemiyor.Verdikleri yemlerin kuşlarla ilgisi yok yani,çocuklara eğlence çıkarıyorlar.Birinin önündeki yemeğin alınmasına gülmeyi böyle öğreniyor çocuklar.İnsanların işsiz kalmasına,işten atılmasının güvencesiz oluşuna aldırmazlık böyle gelişiyor.Sokak köpeğimin başını okşamaya gidiyorum sonra,patisini veriyor gözlerime bakıyor hüzünle..Onların kulluk yorgunu bakışlarını çok seviyorum.Başını okşuyorum.Biri duraklıyor,abla çocuğunuzu okşar gibi seviyorsunuz ne ilginç diyor, ardından kaç yaşındasınız siz diye ekliyor.Yüzle yüzelli arasında diyorum.Yaşımı sorana bu yanıtı veriyorum ne zamandır.Bazen bin ,bazan beş yaşında olduğumu söylemiyorum elbette.Aslında insan denen karmaşanın yaşının çok göreceli olduğunu da.Garip garip yüzüme bakıp gülüyorlar.Okuyorum o yüzü.Aman yaşlı işte birşey denmez,gidici nasılsa yazıyor.Sokak kedilerime laf atıyorum hemen yanıt alıyorum onlardan.Onlar herkese tek kelimeyle yanıt veriyor,miyav.Bu, nasıl olsa benim söyleyeceğimi kendinizce anlayacaksınız demek...

9 Kasım 2020 Pazartesi

 İçimdekilerle sokaklarda 15-Bugün alt yoldan gidiyorum,sahil tarafından.Bir yandan da betonların arasından çıkmış bitkilerin fotoğrafını çekiyorum.Direnişçi çiçekler adını verdim onlara.Bugün şanslıyım,işte ışıkların direğinin dibinde bir gelincik.Çok severim gelincikleri.Bahçıvanların emrine girmez onlar.Sözüm ona süslü bahçeleri ,hizaya girmiş çimenleri,şekle sokulup,kendine küstürülmüş ağaçları sevmezler.Gelinciğin süzülen resmini çektim. İleride bir kalabalık var,göz attım,elde kameralar,karşıdaki kızları çekiyorlar.Ne bu dedim,doya doya moda çekimi dediler.Bu ülkede resmi çekilecek bunu mu buldunuz,yazık, deyip geçtim.Meydanda gözüme bulunduğumuz ilçede sayıları on beşi geçen, adlarına deli denen kişilerden birine rastladım.Ben deli demiyorum onlara.Yaşam özgürü diyorum.Bu adamın kollarında bilezikler,boynunda kolyeler var hep.Baktım,bir sandalyeye oturmuş,elinde bir defter yazıyor da yazıyor.Yazdıklarını okuyabilmek isterdim.Ona en yakın dükkana girip,bu adamı tanıyıp tanımadıklarını sordum.Öyküsü ne bu adamın dedim.Abla o çok zekadan oldu böyle dediler.Arkalarında kimbilir ne romanlar yatıyor hepsinin.Görüneni adlandırmak ne kolay.

4 Kasım 2020 Çarşamba

 İçimdekilerle sokaklarda 14-Ona kedisini anlatan kuyumcunu önünden geçmek geldi içimden.Adam,adam dediysem gençti.Nasıl bıdık dedim.İyi iyi bomba.Eşinizde seviyor mu onu.Ben eve alalım dediğimde çok karşı çıkmıştı.Aldım ama bir türlü sevemiyordu.Eşimin bir gün tansiyonu çıktı,koltuğa uzandı.Ne yapacağımızı bilemedik.Şefo uzaktaydı.Koştu,koştu,eşimin göğsüne uzandı ,mırıldandı da mırıldandı.Sonra patileriyle masaj yapar gibi bir o patisini bir diğerini bastırdı göğsüne.Eşim düzeldi,ona sarıldı.O gün bu gündür çocuğu gibi sevmeye başladı onu.Hatta sen gidersin Şefo kalır benimle deyiveriyor kızınca.Ben de hayır Şefo'yu ben alırım deyip gülüyoruz.Korona virüs nedeniyle hayaletler gibi geziyoruz.Tanımadığımız insanlara selam veriyoruz tanıdıklarımıza benzetip.Üstüne bir de İzmir'de deprem oldu.Ailesi orada bulunan şans oyunları satan kadına uğruyorum.Geçmiş olsun nasıl sizinkiler diyorum.Ay ölseler umurumda değil diyor.Çocukluğunda alamadıkları yüzünden öfkeli.Oysa onların da verecek bir şeyleri yok.İnsan göremiyor bu yanını,eksikliklerin cezasını kesiveriyor ailesine.Ama onların yaşamlarına bakınca anlıyor.Bu anlamak da ancak yaşanmışlıklardan sonra gelişiyor.Sevgi boşlukları o kadar büyük ki anne babaların,kendinde olmayanı nasıl verecekler.Onları da affedeli çok oldu.Mutlu çocuklar yetiştirmek için,ülkenizin insanı,insan gibi yaşatan bir yapısı olması gerekirmiş.Yanlış ülkede doğduğumu düşünüyorum ne zamandır.Daha önce canımı yakan suskunluklarıma,kabullenmek zorunda kalan çaresizliğime yanıt saati yaptım kendime.Her gün bir saat.Olayı anımsayıp,sesli konuşuyorum,sonunda başımı okşamayı umutmadan.Ne çok eziyet ettim kendime.Kendimi affediyorum.